Ülkemizde henüz yeni tanınmaya başlayan Disleksinin kökenleri oldukça eskiye dayanmaktadır.  Zorluk ya da yoksunluk anlamında kullanılan ‘’dis’’ ve dil anlamında kullanılan ‘’leksi’’ kelimelerinin birleşiminden oluşan bu tanım genel olarak dil-kelime zorluğu/yoksunluğu anlamına gelmektedir.

Literatüre bakıldığında ilk tanılanmaları 1600 lü yıllara tekabül eder ancak günümüzde kullanılan disleksi tanımını ilk kullanan kişi 1900 lü yıllarda Dr. Rudolf Berlin’dir. Dr. Rudolf yaklaşık 20 yıl süren araştırmalarının sonucunda incelediği altı vakayı sunar ve ilk disleksi tanımı buradan çıkar.

Her bireyin gelişim süreci farklıdır. Bir kişinin bir alanda ki gelişimini biliyor olmak diğer alanlarda ki gelişimi hakkında bize bilgi veremeyebilir. Örneğin her uzun boylu çocuk iyi bir basketbol oyuncusu olamayacaktır.

Her bireyin beyin işleyişi aynı değildir. Beyinde ki sinir yapısı herkeste farklıdır. Bu durum kişilerin farklı alanlarda farklı beceri düzeyleri göstermesini sağlar.

Disleksi zihinsel bir gerilik değildir.

Disleksi en temel anlamda bir öğrenme farklılığıdır. Çocuğun zeka düzeyi normal ya da normalin üstünde bir seviyede olmasına rağmen, kendisinden beklenen akademik başarıyı gösterememesidir.